Yıl: 1986… Yer: Kars-Sovyet Sınırında Bir Hudut Karakolu

Satır aralarında kalmış bir hikaye. Kars-Sovyet sınırında düşman karakolun dürbününü alan bir Türk askerinin hikayesi.

Sovyet Birliği, batıda Varşova Paktı üyesi bir dizi sosyalist Doğu Avrupa ülkesi ile çevreli olduğundan, Türkiye ve Norveç harici hiçbir NATO üyesi ülkeye doğrudan sınırı yoktu. Norveç-Sovyetler Birliği sınırı hem çok kuzeyde kalması hem de kısa olması itibariyle yeterince dikkat çekici sayılmazdı ama Türkiye-Sovyetler Birliği sınırı 600 kilometreden uzundu ve dört mevsimin yaşandığı, pek çok farklı bitki örtüsünü barındıran, döneminin en ilgi çekici sınır hattıydı.

Ve bu durum her zaman ilginç hikayelere kapı aralıyordu.

“Sınır muhafızı, uyanık ol! Sen kapitalist Türkiye ile olan sınırı savunmaktasın!”

Bu hikayelerden ne kadarı günümüze aktarılabildi, ne kadarı bir sır olarak kalacak bilmiyoruz ama E. Orgeneral Edip Başer’in “Kanatsız Uçmak” isimli kitabında, çok ilginç bir tanesi yer alıyor.

Edip Başer, Tuğgeneral rütbesi ile Kars’ta konuşlu tugaya komutan tayin edilir ve görevi devralır. 1980’lerin ikinci yarısıdır ve Soğuk Savaş eski hararetinde olmasa da devam etmektedir.

Tugaya bağlı 16 hudut karakolu vardır ve komutan zaman zaman emrindeki bu karakolları ziyaret eder. Kitapta, ismini vermediği bir hudut karakolunu denetlediği sırada, o sıra kendisi gibi göreve yeni başlayan hudut tabur komutanı ilginç bir durumu arz eder.

Birkaç dönem önce terhis olan bir asker (er) bir gece nöbeti sırasında tam karşısındaki Sovyet gözetleme kulesindeki Kızıl Ordu askerinin uyuduğunu fark eder. Donmuş Aras Nehri üzerinden yürüyerek karşıya (evet, Sovyet Birliği’ne) geçer ve Sovyet gözetleme kulesindeki ayaklı dürbünü söküp, birliğine döner.

Em. Org. Edip Başer – Kanatsız Uçmak, Remzi Kitabevi

Karakol komutanı ve sıralı komutanlar ne yapacağını bilemez. Olayı üst makamlara aktarsalar, çok kişinin başı ağrıyacak hatta belki iki ülke arasında krize dönüşebilecek bir süreç başlayacaktır. O yüzden dürbün karakolda bir köşeye kaldırılır, olayın da üzerine bir sünger çekilir.

Ne zaman ki yeni tabur komutanı durumu fark eder, üst makama yani tugay komutanına durumu bildirir. Edip Başer’in karakolu ziyaret sırasında, dondurucu bir kış gecesi Sovyet sınır gözetleme kulesinden bir Türk eri tarafından sökülüp getirilen dürbün ortaya çıkar.

Edip Başer paşa, kitabında yazdığına göre konuyu kısa süre sonra denetleme için tugaya gelen 3. Ordu komutanı ve kolordu komutanıyla paylaşır. Komutanlar, olayı duyunca önce askerin cesaretine hayranlık ifade etmişlerdir. Dürbün, daha sonra ordu komutanının emriyle Kara Kuvvetleri’ne iletilmek üzere kolorduya gönderilir.

1980’lerin soğuk bir kış gecesi… Dünyanın ikiye bölündüğü yerde…

Türkiye-Sovyetler Birliği sınırını donmuş nehir üzerinden geçip, o Sovyet dürbününü çalan asker kimdi? 1980’lerde askerlik yaptığına göre, teorik olarak hala hayatta olsa gerek. Şu an nerede, ne yapıyor? Bu hikayeyi anlattığı kaç kişi inanmadı ona? Kaç kişi “askerlik anısı işte” deyip geçti?

Aklıma gelen bir diğer soruda. Dürbün bugün nerede?